top of page

Alan Tutmak: Birbirimizin Önünü Açmak

Yazarın fotoğrafı: Özge Öztürk
Özge Öztürk
7 Eyl
4 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 24 Eyl



Alan tutmak benim için yalnızca birini kötü hissettiğinde dinlemek, sarılmak, yanında oturmak gibi bir şey değil. Bunların hepsi bunun içinde olabilir ama mesele bundan biraz daha büyük.


Bir insanın kendi gücüne ulaşabileceği koşulları kolaylaştırmak da alan tutmak.

Bazen karşımızdaki insanı görüyoruz. Zekâsını görüyoruz, yeteneğini görüyoruz, bir şeyi gerçekten iyi yaptığını görüyoruz, içinde hareket olduğunu görüyoruz. Ama hayatının o döneminde önünde birtakım engeller var. Bunların hepsini de kendisi yaratmış değil zaten. Ekonomik bir problem olabilir, ailesi olabilir, yaşadığı yer olabilir, işsizlik olabilir, özgüvenini kaybetmiş olabilir, doğru insanlarla henüz karşılaşmamış olabilir. Hayatın kendi meşakkatleri olabilir.

Bence burada bizim de bir sorumluluğumuz başlıyor.

Çünkü insan sosyal bir canlı.

Bunu bazen unutuyoruz. Her şeyi bireyselleştirmeyi o kadar öğrendik ki, bir insan zorlanıyorsa çözümü tamamen onun içinde arıyoruz.

Kendini geliştir.

Daha çok çalış.

Daha güçlü ol.

Kendine inan.

Motivasyonunu kaybetme.

Tamam da insan tek başına yaşamıyor.

İnsan başka insanlarla birlikte güçleniyor, cesaretleniyor, öğreniyor, hata yapıyor, yeniden deniyor. Birinin söylediği tek bir cümle bazen aylarca düşündüğümüz bir şeyi harekete geçirebiliyor. Birinin bizi doğru insanla tanıştırması hayatımızın yönünü değiştirebiliyor. Birinin “Sen bunu yapabilirsin” demesi bile bazen ihtiyacımız olan küçük itki olabiliyor.

O yüzden alan tutmayı biraz da birbirimizin önünü açmak olarak düşünüyorum.

Ama burada çok ince bir fark var.

Birinin önünü açmak, onun hayatına el koymak değil.

Onun adına karar vermek değil.

“Ben senden daha iyi biliyorum” diyerek yönetmeye çalışmak hiç değil.

Zaten alan tutmanın en önemli kısmı burada başlıyor.

Başrolde sen değilsin.

Karşındaki insanın hayatı, karşındaki insanın hayatı.

Sen onun kolaylaştırıcısı olabilirsin.

Bir kapıyı gösterebilirsin.

Bir insanla tanıştırabilirsin.

Bir bilgisini çoğaltabilirsin.

Bir fırsatı haber verebilirsin.

Bir konuşmasını dinleyebilirsin.

Bir fikrini ciddiye alabilirsin.

Bir yerde onun adını söyleyebilirsin.

Ama yürüyüp yürümemek yine onun meselesi.

Bence gerçek destek de tam olarak burada başlıyor.


Birini Görmek de Bir Destek Biçimi

Çevremizde ne kadar çok yetenekli insan olduğunu bazen fark etmiyoruz.

Çünkü artık birbirimizi pek dinlemiyoruz.

Ne okuduğumuzu tam anlıyoruz, ne karşımızda konuşanı gerçekten dinliyoruz, ne dinlediğimiz şeyi anlamaya çalışıyoruz.

Türkçe konuşuyoruz ama Türkçe anlaşamıyoruz.

İletişim konusunda gerçekten tuhaf bir yere geldik.

Herkes konuşuyor.

Herkes cevap veriyor.

Herkes bir şey anlatıyor.

Ama çok az insan gerçekten dinliyor.

Bazen daha karşımızdaki cümlesini bitirmeden vereceğimiz cevabı hazırlıyoruz. Bazen onun söylediğini değil, söylediğinden bizim anladığımız şeyi tartışıyoruz. Sonra iki insan aynı dili konuşurken birbirine tamamen yabancı iki cümle üzerinden kavga etmeye başlıyor.

Bu yüzden alan tutmanın çok temel bir tarafı da gerçekten dinlemek.

Karşımızdaki insanın ne söylemeye çalıştığını anlamaya çalışmak.

Onun yerine cümlesini tamamlamamak.

Her anlattığına kendi hikâyemizle cevap vermemek.

Her soruna hemen çözüm üretmemek.

Bazen bir insan bir şeyi yüksek sesle anlatırken zaten kendi cevabını buluyor.

Bizim yapmamız gereken tek şey o cümlenin doğabileceği kadar sessiz kalmak olabiliyor.



Bazen Alan Tutmak İnsanı Harekete Geçirmektir

Alan tutmayı yalnızca pasif bir dinleme hâli olarak da görmüyorum.

Bazen karşındaki insanın gerçekten harekete ihtiyacı vardır.

Bir süredir aynı yerde dönüp duruyordur.

Kendi gücünü unutmuştur.

Kendinden vazgeçmeye başlamıştır.

Burada bazen küçük bir dürtü, bir hatırlatma, bir cesaretlendirme çok kıymetli olabilir.

Ama bunun için önce karşındaki insanı gerçekten tanımak gerekiyor.

Her yorgun insana “Hadi kalk!” diyemezsin.

Belki dinlenmesi gerekiyordur.

Her korkan insana “Cesur ol!” diyemezsin.

Belki önce güvende hissetmesi gerekiyordur.

Her kararsız insana “Şunu yap!” diyemezsin.

Belki kendi kararını verebilmek için biraz zamana ihtiyacı vardır.

Alan tutmanın zekâ isteyen tarafı biraz burada.

Ne zaman konuşacağını, ne zaman susacağını, ne zaman destek olacağını, ne zaman geri çekileceğini fark etmek.

Bazen birinin yanında oturmak.

Bazen de:

“Bak, sen burada kendine biraz haksızlık ediyorsun. Bence bunu gerçekten yapabilecek birisin.”

diyebilmek.

Birbirimizin Yükselmesini Kolaylaştırmak

Ben özellikle etrafımızdaki akıllı, yaratıcı, üretken, meraklı, hareketli insanları fark etmenin önemli olduğunu düşünüyorum.

Çünkü böyle insanların önünün açılması yalnızca o insanın kişisel başarısı değil.

Toplum için de değerli.

Düşünen, araştıran, üreten, merak eden, soru soran insanların çoğalması hepimizin yararına.

Ve bazen gerçekten çok küçük şeylerle bunu yapabiliriz.

Bir öğrencinin fikrini ciddiye almak.

Genç birinin “Böyle bir şey yapmak istiyorum” dediğinde hemen neden olmayacağını anlatmamak.

Bir stajyeri yalnızca fotokopi çekmesi gereken biri gibi görmemek.

Bir arkadaşımızın yaptığı işi başkalarına önermek.

Bir insanın konuşabileceği bir masada ona da söz açmak.

Bir kadının fikrini toplantıda tekrar edip sahiplenmek yerine, “Bunu az önce o söyledi” demek.

Birinin başvuru yapması gereken bir yeri ona göndermek.

Birinin üretimini görünür kılmak.

Bunların bazıları birkaç dakikamızı alıyor.

Ama karşıdaki insan için çok daha büyük bir şeye dönüşebiliyor.

Özellikle gençlerin, öğrencilerin, liselilerin, üniversitelilerin, mesleğe yeni başlayanların alanının daha çok tutulması gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü bir insanın hayatının başında karşılaştığı birkaç yetişkin onun kendisini nasıl gördüğünü inanılmaz derecede etkileyebiliyor.

Bir öğretmenin, bir yöneticinin, bir ablanın, bir ağabeyin, bir arkadaşın söylediği bir cümle yıllarca içeride kalabiliyor.

İyi de kalabiliyor, kötü de.

O yüzden biraz dikkat.

İnsanların üzerine basmadan yükselmeyi öğrenmemiz gerekiyor.

Hatta mümkünse birbirimizi yükselterek.


Ama Önce Kendinde Olmak

Burada benim yıllar önce yazarken de önemsediğim bir taraf var.

Başkasına alan tutmadan önce kendi alanımıza bakmamız gerekiyor.

Ben şu anda gerçekten iyi miyim?

Bu insanı dinleyebilecek kadar sakin miyim?

Bunu yapacak enerjim var mı?

Onun yaşadığı şeyi kendi hikâyeme çevirmeden yanında kalabilir miyim?

Kendi sınırlarımı biliyor muyum?

Çünkü kendin darmadağınken herkesi kurtarmaya çalışırsan bir süre sonra kimseye faydan kalmıyor.

Üstelik bazen yardım etmek de insana çok iyi hissettirdiği için oraya bağımlı olabiliyoruz.

Hep ihtiyaç duyulan kişi olmak.

Hep çözen kişi olmak.

Hep güçlü kişi olmak.

Bu da sağlıklı değil.

Bazen alan tutmanın bir parçası da:

“Şu anda bunu yapabilecek durumda değilim.”

diyebilmek.

Önce can.

Sonra Canan.

Bu kadar basit.

Uçakta oksijen maskesini önce kendine tak hikâyesi biraz klişe oldu ama maalesef doğru. Bayılıp koridorda yatarken kimseyi kurtaramıyorsun.


Biraz Daha Birbirimizi Görelim

Belki alan tutmak dediğimiz şeyin en temelinde şu var:

Birbirimizi gerçekten görmek.

Yanımızdaki insanın içinde ne var?

Neyi çok iyi yapıyor?

Nerede zorlanıyor?

Neye ihtiyacı var?

Nerede geri çekiliyor?

Nerede biraz cesaretlendirilse başka bir yere gidebilir?

Bence sosyal bir canlı olduğumuzu kabul ettiğimiz anda birbirimize karşı belli bir sorumluluğumuz olduğunu da kabul etmek zorundayız.

Kimse tek başına yükselmiyor.

Birileri bir yerde kapı açıyor.

Birileri bilgi veriyor.

Birileri dinliyor.

Birileri cesaretlendiriyor.

Birileri “Gel, burada sen de varsın” diyor.

Ve bazen gerçekten bütün mesele o cümle.

Burada sen de varsın.

Alan tutmak biraz bunun için.

Birbirimizi küçültmeden, yönetmeden, kendimize bağımlı hâle getirmeden birbirimizin önünü açmak için.

Daha çok düşünen, üreten, konuşan, merak eden, hareket eden insan olsun diye.

Çünkü bence daha güzel günler biraz da böyle gelecek.

Birbirimizi bekleyerek değil.

Birbirimizi görerek.

Birbirimizi dinleyerek.

Ve gerektiği yerde, birbirimizin önünden çekilerek.

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Bir alan açıyorum.

Bir alan açıyorum. Yıllar önce “alan tutmak” üzerine bir şeyler yazmıştım. Bir insanın yanında gerçekten nasıl durulur diye düşünüyordum. Tavsiye vermeden, düzeltmeye çalışmadan, kendi doğrularımızı o

 
 
 

Yorumlar


bottom of page